Joomla-Template by go-android.de & android forum
"Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ülkesi olamaz." Mustafa Kemal ATATÜRK
 
   
 
     
 
 

TRANSLATE

English French German Italian Portuguese Russian Spanish

GÜNÜN SÖZÜ

En mühim ve feyizli vazifelerimiz millî eğitim işleridir. Millî eğitim işlerinde mutlaka muzaffer olmak lâzımdır. Bir milletin hakikî kurtuluşu ancak bu suretle olur.
Kemal Atatürk - 1922
"Janjanlı paket": Yargı reformu PDF Yazdır e-Posta
Editör tarafından yazıldı   
Cuma, 19 Şubat 2010 11:46

Son yargı tartışmasında sadece iki cephe var. AKP ve diğerleri. AKP tarafına yalaka yandaş medyayı, sadece yandaş medyada yer bulabilen devri geçmiş bazı hukukçuları, "Bu işten ileride bana da bir kısmet çıkabilir" diye umut eden liboşları, göbeği AKP'ye bağlı bazı iş çevrelerini de ekleyebiliriz. AKP'nin karşısındaki diğer cephede, başta HSYK, Yargıtay, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Danıştay ve geniş bir hukukçu çevresi yer alıyor.

AKP'nin yalaka medyasına bakarsanız, yüksek yargının hepsi "Tü kaka" durumunda. Çünkü AKP'nin işine gelmeyen bir karara destek verdiler. Tartışmada AKP ve yandaşlarından hep aynı ses çıkıyor: "Acil yargı reformu" Toplumun hemen hemen tüm kesimlerinden de destek bulan bu çıkışların arkasında ne yattığına bakmakta fayda var. AKP, gerçekten bağımsız bir yargı mı istiyor, yoksa yargı reformu adı altında kendi yargısını oluşturmayı mı arzuluyor?

En başta Başbakan Erdoğan ve diğer AKP'lilerin yargı ile aralarının iyi olmadığı herkesçe malum. Erdoğan'ın, "Ulemaya sor" çıkışıyla yargıya "had bildirme" sevdası ve sık sık "Bunlar bizim önümüze engel çıkarıyor" şikayetleri, hoşlarına giden bir karar çıkınca 'tarafsız' olan yargının, hoşa gitmeyen karar alması durumunda, nasıl 'yanlı' olduğu da hala hafızalarda.

AKP'ye kapatma davası açıldığında başbakandan, AKP'nin en küçük ilçe başkanlarına kadar, başta Yargıtay Cumhuriyet Başvacısı, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkındaki açıklamalar, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın gelmişinin, geçmişinin araştırılıp, etnik könenine varana kadar belden aşağı vurma faaliyetleri, yargının yanlı olduğuna dair atılan nutuklar arşivlerde hala duruyor. Buna karşın DTP'nin kapatma davası ya da Ergenekon soruşturmasında yapılan yanlışların gündeme geldiği sırada AKP'lilerin, "Konu yargıda, açıklama yapmak uygun olmaz. Yargıya güvenmek zorundayız" mealinden çifte standart açıklamaları, milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması tartışmaları sırasında sarf edilen, "Biz bu yargıya güvenmiyoruz" cümleleri şu sonuca çıkıyor:

"AKP, her yaptığına, her kararına, her söylediğine kuzu kuzu uyacak, en ufak bir itiraz dahi etmeyecek, sadece AKP'nin ali menfaatleri yönünde karar verecek, AKP'ye karşı çıkanları, eleştirenleri, muhalefet edenleri süründürecek bir yargı istiyor."

Hakim ve savcıların telefonlarının dinlenmesi, Yargıtay santralinin dinlenmesi, Anayasa Mahkemesi üyelerinin yakın takibe alınması, Başbakan Erdoğan aleyhinde karar veren hakimlerin soruşturmalardan geçirilmesi, "Cumhurbaşkanı yargılanabilmeli" diyen bir hakimin emdiği sütün burnundan getirilmesi, Danıştay üyelerinin alehte kararlar sonrasında yalaka yandaş medyada hedef gösterilmesi, daha sayayım mı?

Hal böyleyken, siz AKP'nin gerçek bir "Yargı reformu" istediğine inanıyor musunuz? Ben kendi adıma i-n-a-n-m-ı-y-o-r-u-m! Çünkü AKP'de bu yönde bir samimiyet görmüyorum.

YAHU SİZ MANYAK MISINIZ?

Hukuksuz bir şekilde gözaltına alınarak tutuklanan, Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner aleyhinde, yalaka yandaş medyada çıkan haberler akıl tanımıyor. Güya Başsavcı Cihaner, bir kaç askerle bir örgüt kurmuş, bu askerler cemaate sızıp evlere silah bırakacakmış ve cemaatin silahlı terör örgütü kapsamına alınması sağlanacakmış. Bu da ıslak imza tartışmalarına yol açan Albay Dursun Çiçek'in yazdığı iddia edilen "AKP ve Fethullah Gülen'i bitirme" başlıklı planın ilk uygulamasıymış.

Bu saçmalığı düzeltmek için nereden başlanması gerektiğini doğrusu bilmiyorum. İlk olarak Başsavcı Cihaner, cemaate yönelik soruşturmayı 2007 yılı Şubat ayında başlattı. Albay Dursun Çiçek'in yazdığı öne sürülen belgenin üzerindeki tarih Nisan 2009. Yani Başsavcı bu soruşturmayı başlattığında, ortada ne Ergenekon soruşturması, ne de Çiçek'in yazdığı ileri sürülen belge var.

İkinci ve en önemli konu, cemaatle ilgili bu soruşturma dosyası, Erzurum Yetkili Savcısı Osman Şanal tarafından Erzincan Başsavcısı Cihaner'in elinden alınmak isteniyor. Gerekçe olarak da, Erzurum Başsavcılığı'na gelen, bu cemaatin elinde silah bulunduğunu iddia eden imzasız bir ihbar mektubu. Çünkü işin içine silah girerse, soruşturma doğal olarak Özel Yetkili Savcıların yetki alanına giriyor. Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, cemaatte silah bulunması durumunda kendisinin yetkisiz kalacağını, soruşturmanın elinden alınacağını bilmesine ve silah konusunu soruşturmaya, Erzurum’un dahil etmesine rağmen, Cihaner’i, cemaat evlerine silah yerleştirmekle suçlamak ahlaksızlık değil de nedir? Ergenekon çamuru atarak, Cihaner’i etkisizleştirmek, susturmak değil de nedir?

Yorumlar
Yeni Ekle
Yorum yaz
Adınız:
E-posta:
 
Başlık:
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.
Son Güncelleme: Cuma, 19 Şubat 2010 12:26
 
 
 
Facebook MySpace Twitter Digg Delicious Stumbleupon Google Bookmarks RSS Feed 

Copyright © www.hasantahsin.com 2009 All rights reserved
e-mail: bilgi@hasantahsin.com