Joomla-Template by go-android.de & android forum
"Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ülkesi olamaz." Mustafa Kemal ATATÜRK
 
   
 
     
 
 

ANKET

Darbe iddiaları sizce kimin işine yarıyor?
 

TRANSLATE

English French German Italian Portuguese Russian Spanish

GÜNÜN SÖZÜ

Yunan serpuşu olan fesi giymek uygun olur da, şapkayı giymek neden olmaz? Ve yine onlara, bütün millete hatırlatmak isterim ki, Bizans papazlarının ve Yahudi hahamlarının özel elbisesi olan cübbeyi ne vakit, ne için ve nasıl giydiler?
Kemal Atatürk - 1925
Gelecekten bir gün... PDF Yazdır e-Posta

Yıl : 2035

Yer : Ankara'da bir ev

-Çocuk : Baba, bugün Atatürkçülük ve Yakın Türkiye Tarihi dersinde öğretmenimiz 2002 ile 2011 arasındaki dönemin kayıp yıllar olduğunu söyledi. Detaylı olarak araştırmamız için ödev verdi. Sen anlatır mısın bana o yılları? Neden bu dönem için kayıp yıllar denilmiş?

-Baba : AKP yüzünden...

-Çocuk : AKP de ne baba?

-Baba : Bak oğlum, Türkiye çok büyük bir ülke. Bugün Türk bilim adamlarının icatlarını tüm dünya kullanıyor. Uzay istasyonlarını artık Türkler yapıyor. Ülkemiz her alanda söz sahibi. Bak fabrikamda Amerikalı, Alman, Fransız işçileri de çalıştırıyorum. Bir zamanlar biz onların ülkesine giderdik çalışmak için. Ancak bugünlere kolay gelmedik. Bu başarıların yanı sıra, çok zor yıllar da geçirdik. Büyük Atatürk'ün bağımsızlık savaşını kazanıp Cumhuriyeti kurmasından sonra başlayan koskoca Cumhuriyet döneminde sadece 2002 ile 2011 arasındaki yılların tarih kitaplarından çıkartılmasının tek nedeni, adına AKP denen siyasi oluşumdur.

-Çocuk : Peki, ne yapmış AKP?

-Baba : Ne yapmadı ki? En başta Atatürkçü düşünceye sahip herkesi kendine düşman olarak gördü ve onları sindirmek için her yolu denedi.

-Çocuk : Baba Atatürkçü düşünceye sahip olmak suç mu? Ne gibi bir kötülük yapmış Atatürk bu kadar tepki çekecek?

-Baba : Evet oğlum kayıp yıllarda suçtu. Atatürk modern ve laik bir Türkiye kurmak istemişti, kuralları ona göre belirlemişti. Onlar herkes örtünsün, Araplar gibi olalım, İslami kurallarla devlet yönetilsin istemişti. O dönemde bütün devlet yöneticilerinin eşlerinin başı, sen bilmezsin türban denen bir bezle kapalıydı. İnsanlar bölünmüştü. Korkunç bir kamplaşma vardı. Herkes birbirine düşman gözüyle bakıyordu. Türk demek suç haline gelmişti. Ülkemi seviyorum diyenler Ergenekon denen uydurma bir suçlamaya maruz kalıyordu. Neredeyse iç savaş çıkacaktı. Herkes geleceğinden endişe ediyordu.

-Çocuk : Bu duruma kimse karşı çıkmıyor muydu?

-Baba : Herkes korkuyordu. Kendileri gibi olmayan, kendileri gibi düşünmeyen herkesi susturmak için baskı altına almışlardı. Bütün muhaliflerin telefonlarını dinliyorlardı. Sesini çıkaran tek tük bir kaç kişiyi de akıl almaz suçlamalarla hapislerde yıllarca süründürüyorlardı. Ülkeyi istedikleri gibi dönüştürmek için her yere adamlarını yerleştirdiler. İktidara destek veren bir cemaatin üyeleri, muhaliflere karşı yapılan bu operasyonların başını çekiyordu. Önlerindeki tek engel Türk ordusu ve yargıdaki kendilerinden olmayan onurlu hakim ve savcılardı. Orduyu dağıtabilmek, istedikleri gibi yönetebilmek, halkın gözünde itibarını iki paralık etmek için akla hayale gelmeyecek senaryolar üretip, askerleri suçladılar. Üçer beşer, üçer beşer, üçer beşer derken yetinmeyip bir keresinde tam 50 tane üst düzey komutanı bir sabah gözaltına alıp götürdüler. Savcıları, hakimleri düzmece iddialarla hapse attılar.

-Çocuk : Peki ya basın kimse eleştirmiyor muydu?

-Baba : Eleştirenler vardı ama tek tük çıkıyordu. Onlar da baskı altındaydı. Basının büyük çoğunluğunu ele geçirmişlerdi ve kendilerine yandaş bir medya kurmuşlardı. Yandaş cemaatte üretilen sahte, uydurma belgeler, sanki doğruymuş gibi yandaş medyada yayınlanırdı. İnsanlar bu uydurma belgeler yüzünden yıllarca hapis yattı. Anlayacağın oğlum, çok kötü ve karanlık günlerdi.

-Çocuk : Nasıl kurtulduk o günlerden? Darbe mi oldu?

-Baba : Hayır ancak çok istediler. Çok uğraştılar, çok kıştırttılar ama darbe olmadı. O dönemde sahip oldukları güç, onları o kadar etkilemişti ki, iktidar sarhoşluğu yaşıyorlardı. İçlerinden bazıları, sınırsız güç yüzünden daha da pervasızlaşıp, ulu orta konuşup gerçek niyetlerini ve düşüncelerini söylemeye başlamıştı. Halk sonunda onların gerçek yüzünü gördü ve bir daha seçilmemek üzere tarihin tozlu sayfalarına gönderdi.

-Çocuk : O zaman Türkiye'yi yöneten kişinin adı neydi baba?

-Baba : Bilmiyor musun? Öğretmenin söylemedi mi?

-Çocuk : Yooo hayır. Kitaplarda da yazmıyor.

-Baba : Boşver, sen yine de öğrenme...

 
 
 

Copyright © www.hasantahsin.com 2009 All rights reserved
e-mail: bilgi@hasantahsin.com